İncirli cad. No:41 Kat:4 34147 / Bakırköy / İstanbul (Dilek Pastanesinin üstü)

Sık Sorulan Sorular

Bel Fıtığı Kimlerde Daha Sık Görülür?

Bel fıtığının toplum içinde rastlanma sıklığı onda bir gibi yüksek bir orandadır . Bel fıtığı en sık 35-50 yaş arasında ve her iki cinste eşit oranda görülür. Oturarak çalışan ve de bunu yanlış bir sandalye üzerinde yapan kişilerde bel fıtığı görülme ihtimali yüksektir. Ağır yük kaldırmak zorunda olanlar, spor yaparken dikkatsiz davrananlar, egzersize ısınmadan başlayanlar, duruş ve oturma bozukluğu olanlar risk altındadır. Hemen hemen her hastalıkta risk faktörü sayılan sigara ve alkol kullanımı da bel fıtığını tetikleyebilir. Stresli ve huzursuz bir yaşamı olanların da bel fıtığına yakalanması muhtemeldir. Bu risklere ne kadar çok maruz kalıyorsanız bel fıtığı olma ihtimaliniz de o kadar fazladır. Bu faktörlerin yanında kalıtsal (aileden gelen) faktörleri de unutmamak gerekir. Ailesinde bel fıtığı olanlar risk altındadır.

Bel Fıtığı İle İlgili Genel Bilgiler Ve Terimler

Lomber(bel ) bölgede 5 adet omur vardır, bunlar tıbbi terminolojide kolaylık olması için L1’den L5’e kadar numaralandırılarak ifade edilirler. Örneğin L4 - L5 kısaltmasıyla 4.ve 5.bel omuru kastedilmektedir. Bel ağrısı çeken ya da bel fıtığı teşhis edilen hastaların ve yakınlarının, sık sık duyduğu, doktorunuzun kullandığı ve de MR / BT raporlarında çok sık karşılaştığınız bazı terimlerin karşılıklarını, aydınlatıcı olması amacıyla kısaca anlatmak isityorum.

Lomber Bölge : Bel bölgesi Lumbo-Sakral Bölge : Kuyruk sokumu-bel bölgesi Sakrum : Kuyruk sokumu kemiği • Sakro-İliak Eklem : Kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin yapmış olduğu eklem ( Sağ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. ) Lumbago : Bel ağrısı Lumbosiyatalji : Belden bacağın arka kısmına siyatik sinir boyunca yayılan ağrı. Disk Herni : Bel fıtığı Skolyoz : Omurganın yanlara doğru çarpıklığı, eğriliği Lordoz : Omurganın konveksliği öne bakan kavisli durumu ( Bel omurları normalde lordoz durumundadır ) İntervertebral : Vertebralar arası, omurlar arası Postero-Lateral : Arka – yan Foraminal:sinir kököünün çıktığı delik Santral: Orta hat,merkezi Ekstraforaminal:foramen dışında
Omurlar Arasındaki Diskin Yapısı Nasıldır?

İki omur arasında yer alan diskler 4 - 6 mm kalınlığında, elastik yapılardır. Merkezi kısmında nucleus pulposus etrafında da halkavari anulus fibrosus adı verilen iki farklı yapıdan oluşan diskler bu özellikleriyle omurlar arasında yastık / amortisör görevi yapmaktadırlar. Diskler bütün omurga boyunca omurlar arasında yer alırlar ve böylece omurların birbiri üzerinde daha kolay hareket ederek ölçülü de olsa omurganın hareketliliğini sağlamış olurlar. Ayrıca omurgaya binen ağırlığın daha geniş yüzeye yayılması da sağlanmış olur.Lomber bölgede bulunan diskler, daha üst seviyelerdeki, örneğin boyun bölgesindeki disklere oranla daha fazla ağırlığa maruz kalırlar. Bu da fıtıklaşmanın neden bel bölgesinde daha fazla oluştuğunun nedenlerinden bir tanesidir.

Protrüzyon-Bulging- Ekstrüde Disk-Serbest Fragman Nedir?

Degeneratif değişimler sonucu suyunu ve elastikiyetini kaybeden nucleus pulposus, etrafını çevreleyen anulus fibrozisin de sağlamlığını kaybetmesi ile birlikte, bir zorlanma ya da yanlış bir hareket sonucu resim de görüldüğü gibi omurilik kanalı içerisine doğru bir kabarıklık oluşturur. Bu durum protrüzyon olarak adlandırılır. Bulging ise protrüzyonun daha hafif şekli olup diskin yaygın bir şekilde omur kenarlarından taşmasıdır. Bazen bu degenere disk, daha ileri safhada posterior logitidunal ligamanı delerek kanal içerisine doğru uzanır buna da ekstrüde disk adı verilir. Ekstrüde disk parçası omurilik kanalı içerine düşerse buna da serbest(sekestre) fragman denir.

Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?

Degenere olarak elastikiyetini kaybeden nücleus pulposusun, herhangi bir zorlama veya yanlış hareketle anulus fibrozise ait bir yarıktan fırlaması veya nucleus pulposusun anulus fibrosus ile birlikte disk aralığından omurilik kanalına doğru sarkması sonucu bel fıtığı ya da disk hernisi dediğimiz olay gelişmiş olur. Sinir köklerinden birinin sıkışarak bası altında kalması sonucu bacaklarda ve/veya ayakta uyuşma, karıncalanma, ağrı, ve kuvvetsizlik gibi şikayetler ortaya çıkar.

Bel Fıtığı Hangi Seviyede Olursa Hangi Bulgular Ortaya Çıkar?
L3 -4 Disklerinde : Baskıda kalan kök L4 kökü olup, uyluk ön yüzü ve bacağın iç yüzünde ağrı veya duyu kusuru hissedilir. L4 -5 Disklerinde : Baskıda kalan kök L5 köküdür. Kalça ve bacağın dış yan yüzü, ayak sırtı ve baş parmak ta ağrı, bacağın dış yüzünde, baş parmakta uyuşukluk hissedilir. Ayak baş parmağı ve ayağın yukarıya kaldırılmasında kuvvet azalması gelişebilir. L5 -S1 Disklerinde : Kalça, uyluk ve bacağın arka yüzlerinde, topuk ve ayak dış alt kısmında ağrı, bacağın arka yan yüzünde ve ayak dış kısmında duyu kusuru. Ayağın tabana doğru olan kuvvetinde azalma veya kayıp gelişebilir.
Bel Fıtığı En Sık Hangi Seviyelerde Görülür?

Bel fıtığı en sık L4 - 5 ve L5 - S1 seviyelerinde oluşur. Buna bağlı olarakta L5 veya S1 kökleri bası altında kalır. Her iki kökte siyatik siniri oluşturduğu için fıtıklaşma olan tarafta bası altında olan köke uygun alanda ağrılar meydana gelir. Sinir kökü sıkışması ile beraber sırtta omurganın yanında yer alan adeleler refleks olarak kasılır ve spasm içine girer, bu aslında vücudun koruyucu bir mekanizması ise de spasmdan dolayı belde hareketle artan ağrılar oluşur. Hatta adele spazmı nedeniyle omurgada skolyoz da gelişebilir. (Antaljik postür)

Bel Fıtıklarında Ne Zaman Acil Ameliyat Olmak Gerekir?

Kauda sendromunda, disk materyali ( nucleus pulposus ) omurilik kanalı içerisine girer ve omurilikten çıkan sinir lifleri üzerine bası yapar. Sinir lifleri üzerinde oluşan bu bası sonucu hastada süvari yaması tarzında duyu kusuru ( uyuşukluk ), bacaklarda paraplejiye ( her iki bacağın felci ) kadar gidebilen kuvvetsizlik, idrar ve büyük abdestini kaçırma, seksüel fonksiyon kaybı ile karekterize çok ağır bir tablo ortaya çıkar. Kauda sendromunda hastanın daha önce bel ağrısı ve siyatik tarzında şikayetleri olabilir ancak olmadan da bu tablo meydana gelebilir. Kauda sendromunda, ani gelişen ağır nörolojik belirtiler söz konusudur ve acilen müdahale edilmez ise hastanın paraplejik olma ihtimali yüksektir. Gecikmiş müdahale de gelişmiş olan bulguların( bacaklardaki felç ve idrar - gaita kontrulünün ) geri dönme şansı azdır. Düşük ayak gelişen hastalarda, hasta ayağını ayak bileğinden yukarıya kaldıramaz ve ayağını sürükliyerek yürür. Kauda sendromu ve düşük ayak gelişen bel fıtıkları acil olarak ameliyat edilmesi gerekir.

Bacak Ağrım Olmasına Rağmen Neden Belimden Ameliyat Oluyorum?

Bir çok hasta ağrının bacağında olmasına rağmen neden belinden ameliyat olduğu konusunda tereddüt duymaktadır. Siyatik sinir, insanın en kalın siniridir. Bu sinirin yapısına L4, L5 ve S1, S2 köklerin den gelen lifler iştirak ederler. Siyatik sinir; bacağın hareketini, kuvvetini sağlayan motor lifler ve duyusunu sağlayan sensitif liflere sahiptir. Köklerden her hangi birisinde olan sıkışma sonucu ağrı ve uyuşma gibi duyular sensitif liflerle ilgili alana kadar taşınır dolayısıyla hasta ağrıyı sinirin yayıldığı ilgili alanda duyar. Bel fıtıklarında ağrının siyatik sinir boyunca olmasından dolayı halk arasında kullanılan siyatik deyimi, bel fıtığı ile aynı anlamı taşımaktadır.

Glioblastoma Multiforme Nedir?

Glioblastoma, ya da diğer adıyla glioblastoma multiforme, bütün beyin tümörlerinin içinde en sık rastlanan primer kötü huylu beyin tümörüdür. Ayrıca bu tümör tedavi edilmesi en zor olan tümörlerden de biridir. Bu tümör beyin içindeki yıldız şeklindeki glial destek dokularından yani astrositlerden köken alan kötü huylu bir tümördür.

Glioblastoma Multiforme Ne Sıklıkla Ve Kimlerde Görülür?

Bu tümör yaklaşık 100 000’de 5 kişide görülür. GBM bütün primer beyin tümörlerinin yaklaşık olarak %20-30’unu oluşturmaktadır. Genellikle 40-60 yaş arasında ve erkeklerde kadınlara oranla biraz daha fazla görülmektedir.

Glioblastomada Ortaya Çıkan Belirtiler Nelerdir?

Glioblastomada en sık görülen bulgular baş ağrısı, hafıza kaybı, havale ve davranış değişiklikleridir. Bu bulgular tümörün hızla büyümesi sonucunda artan basınç nedeniyle ortaya çıkar. Tümör büyüdükçe, bası yaptığı yerin özelliğine göre bazı beden işlevlerinde kayıplar ortaya çıkabilir.

Glioblastomanın Tanısı Nasıl Konur?

Glioblastomanın tanısı için hekim öncelikle nörolojik muayene yapar. Daha sonra beyin MR ile tümörün yeri, büyüklüğü saptanır. Tanının kesinleşmesi biyopsi ile mümkündür.

Glioblastoma Tedavisinde Amaçlar Şunlardır:

Tanının kesinleştirilmesi Şikayetlerin giderilmesi Potansiyel olarak tedaviye dirençli hücrelerin, onlar çoğalmaya başlamadan önce yok edilmesi Bağışıklık sisteminin baş etmesi gereken kötü huylu hücrelerin azaltılması Kötü huylu hücrelerin daha sonraki tedaviye daha duyarlı hale getirilmesi için oksijenli ortama maruz bırakılmaları Kötü huylu hücreler tarafından üretilen zararlı ürünlerin miktarının azaltılması

Bunları başarabilmek için genellikle cerrahi tercih edilir. Ancak en başarılı ameliyattan sonra bile mikroskopik düzeyde tümör hücreleri beyinde kalır. Bu durumda hekim bu hücrelerden mümkün olduğunca çoğunu öldürebilmek için ek bir tedavi önerecektir. Bu tedavi planı ya sistemik, yani bedende dolaşarak tümör bölgesine giden, ya da yerel, yani tümörün olduğu yerde etki eden tarzda bir tedavi olabilir.

Hidrosefali Hangi Yaşlarda Daha Sık Görülür?

Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) daha sıktır.

Hidrosefali Hastalığının İlaçla Tedavisi Mümkün Mü?

Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir.

Adenom Ne Demektir?

Bir çeşit tümör demektir. Bu tümörler iyi huylu tümörler olarak tanımlanırlar.

Mikroadenom Ve Makroadenom Ne Demektir?

Büyüklüğü 10 mm’den küçük olan hipofiz adenomlarına mikroadenoma, 10 mm ve daha büyük olanlarına da makroadenoma denir.

Hipofiz Adenomlarının Belirtileri Nelerdir?
Adenomun kitle etkisi ile çevre dokulara yaptığı bası. Buna bağlı olarak baş ağrısı, görme bozukluğu veya hipofiz hormonlarının yapımının azalması Adenomun kontrolsüz aşırı hormon yapması.
Görme Kusuru Anlaşılabilir Mi?

Hipofiz adenomlarının yaptığı görme kusuru genellikle tek göz kapatıldığında bakılırken etrafın belli alanlarının görülmemesi şeklinde olur. Her iki göz açık olduğu zaman fark edilmeyebilir. 

Hiç Belirti Vermeyen Hipofiz Adenomu Olabilir Mi?

Evet, hiçbir belirtisi olmayan hipofiz adenomları olabilir.Bu tip adenomlar günümüzde en sık görülen hipofiz adenomlarını oluşturmaktadır. Bu tip adenomlar başka amaçlarla çekilen beyin MR ‘ı gibi filmlerde tesadüfi olarak saptanır. Adenomlar hormon yapan özellikte olmayabilir veya küçük olduklarından bası belirtileri oluşmamış olabilir.

Hipofiz Adenomlarında Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Hipofiz adenomunda tedavi çeşitlidir. Adenomun bası bulgularına, hormon yapıp yapmamasına ve MR görüntüsüne göre tedavi değişir. Tedavi şekilleri olarak ameliyat gerekenler olduğu gibi ilaçla tedavi edilebilenler de oldukça büyük bir gurubu oluşturur. Hatta hiç tedavi gerektirmeden sadece izlenecek olan hipofiz adenomları da vardır.

Non Fonksiyonel( Herhangi bir hormon salgılamayan) hipofiz Adenomları

Bu tür hipofiz adenomlarında tedavi her zaman cerrahidir bunun yanı sıra kalan ulaşılamayan kitleyi küçültmek için Radyoterapi uygulanır.
 

Prolaktinoma ( Prolaktin Salgılayan Tümörlerde )

Primer tedavi  dopamin antagonistleridir ( bromokriptin,kabergolin ). Bu verilen ajanlar (ilaçlar) çok büyük bir hasta grubunda prolaktin düzeylerini düşürür cinsel fonksiyonları düzeltir. Dopamin antagonistlerinin kullanılamayacağı çok yaşlı,kalp sorunları olan hastlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır.Ayrıca adenom göz sinirine bası uygulamaya başlamış ve medikal tedavi yetersiz kalmışsa yine cerrahi tedavi seçilmelidir.


Akromegali ( Büyüme Hormonu Salgılayan Tümörlerde )

Primer tedavi cerrahidir. Bu tedavi eğer etkili değil ve yetersiz ise okreotit ve bromokriptin tedavisi kullanılmalıdır. Bu tedavi tümör yapısını küçültmez, hormon düzeylerini baskılayıcı etki yaparlar.  

Cushing Hastalığı ( ACTH Salgılayan Hormon Salgılayan Tümörlerde ) 

Primer tedavi cerrahidir.

Hangi Hipofiz Adenomları Ameliyat Edilmelidir?

Özellikle ilaç tedavisi ile aşırı hormon yapımı baskılanamayan hipofiz adenomlarında ameliyat ile adenom alınmalıdır. Ayrıca çevre dokulara giderek yayılarak baskı oluşturan olgularda da ameliyat tercih edilmelidir.

Hipofiz Ameliyatı Nasıl Bir Ameliyattır?

Beynin alt kısmını ilgilendiren bir ameliyat olmasına karşın bir beyin ameliyatı sayılmaz. Çünkü burun kökünden burun sinüslerinden girilerek beyin tabanına yani hipofiz bölgesine ulaşılır. Beyin genellikle operasyon sırasında etkilenmez. Hastane yatış süresi operasyondan sonra genellikle birkaç gündür.

Hipofiz Adenoma Nedeniyle Ameliyat Olduktan Hipofiz Adenomu Tekrarlar Mı?

Ameliyat sonrası dokunun tekrar büyüme ihtimali  vardır. Bu nedenle hastanın takibi sırasında yapılan diğer tedavilere rağmen tekrar eden adenomlarda yeni bir  operasyon gerekebilir.

Hipofiz Adenomu İlaç İle Tedavi Edilebilir Mi?

Hipofiz adenomlarında en sık süt hormonu fazlalığı görülür. Süt hormonu fazlalığına sebep olan hipofiz adenomlarında (prolaktinoma) tedavi genellikle ilaç tedavisidir. İlaç tedavisi ile hormon fazlalığı normale getirilebildiği gibi adenomun küçültülmesi de mümkündür. Diğer bazı hipofiz adenomlarında da ilaç tedavisi uygulanabilir. Hormon eksikliği olan hastaların eksik olan hormonu yerine koyma tedavileri mutlaka ömür boyu devam edilmesi gereken ilaç tedavileridir. 

Prolaktin salgılayan hipofiz adenomları

En sık görülen hipofiz adenomu olan prolaktinoma en sıklıkla üreme çağındaki kadınlarda görülür ve bütün hipofiz tümörlerinin yaklaşık %30-40’ını oluşturur. Bu tümör cinsel fonksiyonu kontrol eden bir hormon olan prolaktin salgılar. Bu aşırı prolaktin salgısı sonucunda kadınlarda aylık adet kanamalarının durması, ve/veya memelerde süt üretiminin başlaması(galoktere) görülebilir. Erkeklerde de 40-50 yaş civarında görülebilen bu tümörler bu grupta baş ağrısı, görme kaybı, iktidarsızlık veya cinsel isteksizlik gibi belirtilere neden olabilir.

Büyüme Hormonu Salgılayan Hipofiz Adenomları

Daha çok erkeklerde görülen büyüme hormonu salgılayan hipofiz  tümörleri bütün hipofiz tümörlerinin yaklaşık olarak %20’sini oluştururlar. Genellikle makroadenoma olan bu tümörler çocuklar ya da adolesanlarda devleşmeye neden olurken, büyümesini tamamlamış olan erişkinlerde akromegali nedeni olabilirler. Akromegali ellerin, ayakların ve çenenin büyümesidir. Ayrıca aşırı büyüme hormonu salgılanması yüksek tansiyon, kalp hastalığı ve şeker hastalığını da ağırlaştırabilir.

Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) Salgılayan Hipofiz Adenomları

 ACTH salgılayan hipofiz adenomları kadınlarda daha sık görülür. ACTH hormonu böbrek üstü salgı bezlerini uyararak vücudun doğal steroidlerinin yani glukokortikoidlerin salınmasını sağlar. Glukokortikoidlerin aşırı salgılanması Cushing hastalığına neden olur. Bu hastalığın belirtileri kilo artışı, şeker hastalığı, adet düzeninde bozulma, vücutta aşırı kıllanma, cildin kolaylıkla morarması ve yüksek tansiyondur.

Herhangi Bir Hormon Salgılamayan Hipofiz Adenomları(non-fonksiyone hipofiz adenomları)

Bütün hipofiz adenomlarının yaklaşık olarak %25’ini oluşturan bu tümörler genellikle belirti vermeden büyük boyutlara kadar ulaşırlar. Bu büyüme, görme kaybı ve baş ağrısına neden olabilir. Tümörün yaptığı bası, hipofizden normalde salgılanan hormonların salgılanmasını da engelleyebilir. Bu da ilgisizlik, halsizlik, yorgunluk ve ciltte solukluk gibi belirtilere neden olabilir. 

Hipofiz Adenomlarında Tedavi Sonrası İzlem Nasıl Yapılır?

Tedaviye sonrası izlem için MR ve hormon testleri kullanılır. Bunlar tedavinin başarısının ve tümörün tekrarlayıp tekrarlamadığının izlenmesi için önemlidir.

Rigeminal Nevralji Nedir?

Trigeminal nevralji, direkt olarak beyinden çıkan 12 çift sinirden beşincisi olan "trigeminal sinir"in tutulduğu, çok şiddetli ağrılarla seyreden bir hastalıktır.

Trigeminal Sinirin 3 Dalı Vardır.

Bunların birincisi göz çevresinin, ikincisi üst çene ve yanağın, üçüncüsü ise alt çenenin duyusunu beyne iletir.Ayrıca üçüncü dal bazı çiğneme kaslarının hareketlerinden de sorumludur. Trigeminal nevralji de an çok üçüncü ve ikinci dallar tutulur. Birden fazla dalın aynı anda tutulduğu da görülür.

Trigeminal Nevraljinin Belirtileri Nelerdir?

Trigeminal nevraljinin karakteristik görünümü, şiddetli ve ani başlangıçlı bir ağrı olmasıdır.Birkaç saniyeden bir dakikaya dek uzayabilmekte ve çoğunlukla yüzün bir yarısında trigeminal sinirin dağılım alanına uymaktadır. Ancak ağrı genelde yüzün alt yarısını tutar. Spontan olarak başlayabilir veya yüzde ve ağız içindeki bir tetik noktasının uyarılması sonucu ortaya çıkabilir. Bu tetik noktaya dokunmakla veya soğuk ve sıcak sıvıların alınmasıyla veya da rüzgara maruz kalmakla stimüle edilebilir.Ayrıca konuşma, çiğneme veya diğer yüz hareketleriyle de başlayabilir. Tekrarlaması tipik olarak aralıklıdır. Ağrı periyotları zamanla sıklaşır ve bir trigeminal daldan daha geniş alanlara yayılabilir. 

Trigeminal Nevralji Kimlerde Daha Sık Görülür?

Trigeminal nevralji; daha sık bayanlarda ve genelde 50 yaş sonrasının bir rahatsızlığıdır.

Trigeminal Nevraljinin Sebepleri Nelerdir?

Trigeminal nevraljinin en sık sebebi sinirin komşuluğundaki damarsal oluşumlardaki yapısal farklılıklar ve bozukluklar nedeniyle trigeminal sinirin basıya uğramsıdır. Bunun yanı sıra kafa içindeki iyi veya kötü huylu kitleler de trigeminal nevralji nedeni olabilirler.?

Trigeminal Nevraljide Ağrı Nasıl Olur?

Ağrı, trigeminal sinirin yayıldığı yüz bölgesinde, kısa süreli (birkaç saniye ile bir-iki dakika arası), tekrarlayan, elektrik çarpması tarzındadır. Genellikle yüzün dış kısmında, ağız içinde ağrının başlamasını tetikleyen noktalar bulunur. Bu sebeple hasta bu bölgelere dokunmaz, dokundurtmaz; yüz yıkama, diş fırçalama, hatta yeme gibi işlevlerden kaçınır.

Trigeminal Nevraljinin Tanısı Nasıl Konulur?

Trigeminal nevraljinin tanısı öyküden konabilir. Tetik noktanın hasta tarafından gösterilmesi anlamlıdır. Fizik ve nörolojik muayene ile birlikte yer kaplayan bir oluşumu ekarte etmek amacıyla gelişmiş beyin MR yapılmalıdır.Ayrıca hastalığın başlangıç safhasında bir epilepsy ilaçı olan  karbamazepin ile ağrının şiddetinin azalması da trigeminal nevraljiyi düşündürür. 

Trigeminal Nevraljide Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Trigeminal nevraljide hastanın yaşı, sağlık durumu ve altta yatan neden tedavi seçimini etkileyen faktörlerdir. Genellikle ilk basamak ilaç tedavisidir. İlaç tedavisine başlamadan önce bazı kan tahlillerini yaptırılır ve tedavi süresince de aralıklı olarak bunlar tekrarlanır.Başlanan ilaç dozu ağrı kontrol altına alınana dek yavaş yavaş artırılır.
 İlaç tedavisinde dikkat edilecek noktalardan biri de, ilaç dozunuzu doktor önerileri dışında kesinlikle değiştirmemek ve tedaviyi kesmemektir; aksi taktirde ağrı tekrar ortaya çıkar ve kontrol altına alınması daha zor olur.

 İlaç tedavisi yeterli ağrı kontrolü sağlayamadığında ya da etkisini yitirdiğinde seçilecek yöntemler sinire enjekte edilen "gliserol" ile sinirin iletisinin kesilmesi, "radyofrekans termokoagülasyon" uygulaması ile sinirin ağrıyı ileten liflerinin kontrollü olarak yakılması ya da "mikrovasküler dekompresyon" olarak adlandırılan cerrahi teknik ile beyin sapında sinir üzerindeki baskının ortadan kaldırılmasıdır. Hastanın yaşı ve sağlık durumu göz önünde bulundurularak en uygun yöntem hekim tarafından belirlenir.

Şant Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir.

Şant Ameliyatı Sonrası Kaç Gün Hastanede Kalacağım?

Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişmekle birlikte hasta ameliyat sonrası üç gün  hastanede gözlenir. 

Şant Dışarıdan Bakıldığında Fark Edilir Mi?

Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

Şant Takıldıktan Sonra Mevcut Şikayetler Ne Zaman Düzelir?

Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir.

Şant Takılan Bir Hasta Nasıl Takip Edilir?

Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir. Bu nedenle şant ameliyatı yapılan hastalar ilk üç ayda ayda bir, daha sonra ise altı ayda bir kontrol muayenesi yapılır.Beynin şant sistemine bağımlılığı uzun yıllar devam edebilir. Hastaların çoğunda şant ihtiyacı ömür boyu devam etmektedir. Hastaların çoğunda problem yoksa şantın çıkartılması önerilmez.

Şant Takılan Hasta Röntgen.Tomoğrafi Veya Manyetik Rezonans (MR )Çektirebilir Mi?

Röntgen ve  tomografisi çektirmek şant sistemine zarar vermez. Manyetik rezonans tetkiki için şant tipinin uygun olması şarttır. Basınç ayarı dışardan yapılabilen ve manyetik alandan etkilenen şant varsa, manyetik rezonans tetkiki yapılmadan önce doktorunuza sorulmalıdır.Eğer ayarlanabilir şant takılmışsa çekim sonrası hastanın doctor tarafından tekrar şant ayarı yapılması gerekir. 

Şant Takılan Hasta Nelere Dikkat Etmelidir?

Şanta bağlı sorunlar çok hızla, bazen saatler içinde, gelişebilir. Herhangi bir şüphe durumunda oturduğunuz yere en yakın beyin ve sinir cerrahisi merkezine ve/veya ameliyatı yapan doktorunuza ulaşmanız önemli olacaktır.  Bu nedenle şant komplikasyonlarının önlenmesi için düzenli ve sık aralıklarla muayeneye gidilmelidir.

Eğer; 

ameliyat yerinde ve şant hattı üzerinde kızarıklık ve hassasiyet,  hastada huzursuzluk,  bulantı, kusma, baş ağrısı,  çift görme,     ateş,  karın ağrısı,  havale geçirme,

ameliyat öncesi şikayetlerin tekrarlaması varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.Çünkü sorunlar erkenden fark edilip düzeltilmezse ölüme kadar gidebilecek kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. 

Spina Bifida Neden Olur?

Spina bifida birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Gebeliğin 4. haftasında omurganın kapanması sırasında etkin olan maddelerin eksikliği (folik asit gibi) ya da bu dönemde kullanılan bazı ilaçların neden olduğu bilinmektedir. Spina bifida ile doğan bebeklerin yakınları arasında sadece %5 oranında bu doğumsal kusura rastlanması, olayın kalıtsal bağlantısının güçlü olmadığını düşündürmektedir.Sara hastalığı olan, insüline bağımlı şeker hastalığı olan anne adaylarında spina bifida nispeten daha sık görülmektedir.

Spina Bifida İle Doğan Bir Bebeğin Yaşamı Boyunca Karşılaşabileceği Sorunlar Nelerdir?
Nörolojik sorunlar: Lezyonun (yaranın) yerleşim yerine ve sinir tutulumunun ağırlığına göre değişen bulgular görülür. Eğer yara 3. bel omuru üstünde ise tam felç, duyu kusuru, idrar-dışkı kaçırma olur ve hasta yürüyemez. Yara 4. bel omuru ve altında ise benzer bulgular olur ancak kalça ve diz ile ilgili bazı hareketler korunmuştur. Bel altında yer alan yaralarda genellikle ayak, kısmen kalça ve diz hareketleri korunur. Belin en alt bölgesinde, kuyruk sokumunda yer alan lezyonlarda ise bacak ve ayak hareketleri normaldir, yara düzeyinde duyu kusuru, değişik derecelerde idrar-dışkı kaçırma görülür. Hidrosefali  Beyin zarlarının iltihabı Gerilemiş omurilik (tethered kord) sendromu İdrar yolu sorunları  Kalça çıkıkları ve diğer ortopedik sorunlar Psikolojik sorunlar şeklinde özetlenebilir.
Spina Bifidalı Hastalarda Hidrosefali Nasıl Oluşur?

Spina bifidalı hastaları %85’inden fazlasında hidrosefali görülür. Hidrosefali, beyin ve omurilik çevresinde düzenli olarak dolaşan beyin omurilik sıvısının (BOS) dolaşımının bozulması sonucu aşırı miktarda artması ile oluşur.

Spina Bifida Tedavi Sonrası Tamamen İyileşebilir Mi?

Ameliyatlar çoğu zaman mevcut durumu korumak daha fazla problem çıkmasını önlemek için yapılır. Ameliyatlarla veya bazı tedavi yöntemleri ile bu hastaların yaşamları mümkün olduğunca normale yakın hale getirilmeye çalışılır. Tamamen sağlıklı biri haline gelemeseler de bağımsız yaşayabilmeleri mümkündür. Ancak bu, tıbbi destek yanında, büyük ölçüde toplumsal yaşamdaki engellerin ortadan kaldırılmasına da bağlıdır.

Spina Bifida Hastalığının Önlenmesi Mümkün Müdür?

Bugün için tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Son yıllardaki çalışmalar gebelik öncesi dönemde alınan Folik Asit vitamini ile bu hastalığın önemli ölçüde önlenebileceğini göstermiştir. Günümüzde birçok gelişmiş ülkede tüm anne adayları daha gebe kalmadan önce Folik asit almaya başlamaktadır. Çünkü anne gebe kaldığını öğrendikten sonra artık spina bifidayı önlemek için zaman geçmiş olmaktadır Anomalinin anne karnındayken saptanması ailenin ve hekimin bilgilenmesi açısından önemlidir. Bu tür bir gebelikte doğumun özel ve doğumdan sonra bebeğe hemen müdahale edilebilecek merkezlerde yapılması ayrı bir önem taşır. Doğumda tercih edilecek yöntemin sezaryen olması felç gelişme riskini ve felcin şiddetini azaltır. Son zamanlarda bebeklerin anne karnındayken ameliyat edilmeleri konusunda çalışmalar vardır.

Beyin Anevrizması Neden Olur?

Beyin anevrizmalarının kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak bazı faktörlerin beyin anevrizmalarının oluşumuna katkıda bulunduğu kabul edilmektedir. Bu faktörler şunlardır:

yüksek tansiyon  sigara kullanımı genetik yatkınlık  kan damarlarında zedelenme
Anevrizmalar Neden Tedavi Edilmelidirler?

Anevrizmaların duvarı normal damar duvarından daha zayıf olduğu için patlayıp kanayabilir. Kanadığında da hastada yüksek oranda inme ve ölüm oluşturabilir. Bu riskleri göz ardı etmek mümkün değildir. Bazı anevrizmaların tedavi edilmesine gerek yokken bazıları endovasküler denilen yöntemle anjiyografik olarak girilip tıkanabilmektedir. Bazıları ise şekil ve yeri nedeni ile endovasküler yöntemle kapatılamamakta ve bunlar ameliyat ile kliplenir kliplendiğinde kanama riski de ortadan kaybolur.

Beyin Anevrizmalarında Cerrahi Tedavi Nasıl Yapılır?

Beyin cerrahisinde mikrocerrahi yöntemlerin kullanılmaya başlanması, beyin anevrizmalarında cerrahi tedaviyi altın standart konumuna getirmiştir. Buna rağmen cerrahi klipsleme ameliyatları büyük ve zor ameliyatlar sınıfına girmektedir.


 Baloncuğun klipsle kapatılması işlemi kranyotomi (kafatasının bir parçasının çıkartılması) yoluyla yapılır. Kranyotomi ile açılan yoldan beyin ve beyin damarlarına ulaşılır, anevrizma bulunur. Bundan sonra anevrizma, çevresindeki beyin dokusundan dikkatle ayrılır. Bu aşamada anevrizmanın boynuna (tabanına) küçük bir metal (genellikle titanyum) klips uygulanır. Bu klipslerin bir yay mekanizması vardır ve yerleştirildiklerinde anevrizmanın içine doğru olan kan akımını keserler. Anevrizma tedavisinde en geçerli ve en etkili yöntem bu şekilde yapılan açık cerrahi yaklaşımdır.

Beyin Anevrizmalarında Nndovasküler Tedavi (baloncuğun tıkanması) Nasıl Yapılır?

Endovasküler  tedavide amaç  cerrahi tedavide olduğu gibi anevrizmanın yok edilmesidir. 
İşlem için platinden yapılmış olan yumuşak bir yay kullanılır. Bu yay kasıktaki büyük atardamarlardan biri yoluyla dikkatli bir şekilde beyne kadar ilerletilir ve beyin içinde anevrizmanın içine yerleştirilir. Anevrizmanın içine yerleştirilen yay buradaki kan akımını bozar. Yavaşlayan kan akımının sonucunda burada büyük bir kan pıhtısı oluşur. Oluşan pıhtı ile tıkanan anevrizma kapanır ve yırtılıp kanayamaz. 

Beyin Anevrizmalarında Endovasküler Tedaviyi Kim Yapar?

Cerrahi klipsleme işlemini beyin cerrahları yapar. Endovasküler tedaviyi  girişimsel radyologlar yapar.

Anevrizmalar Genetik Midir?

Bazı olgularda genetiktir. Örneğin ailede polikistik böbrek hastalığı varsa veya anevrizma ailenin bazı fertlerinde varsa diğer aile bireylerinin ağrılı olmayan MR anjiografi ile kontrol edilmesi uygun olacaktır.

Anevrizmaların Tedavisinde Ortaya Çıkabilecek Tehlikeli Durumlar Nelerdir?

Hem cerrahi hem de endovasküler tedavi sırasında ortaya çıkabilecek en tehlikeli durum anevrizmanın yırtılması ve beyin içine kanama olmasıdır. Bu olayın ne sıklıkla görüldüğü kesin olarak bilinmemekle birlikte her iki işlem için de yaklaşık olara %2-3’lük bir orandan söz edilebilir. Anevrizmanın yırtılmasıyla beyin içine kanama olur. Bu da inme, koma veya ölüme neden olabilir. Her iki işlem sırasında da ortaya çıkabilecek olan anevrizma yırtılmasına müdahale, açık beyin ameliyatları sırasında daha rahat yapılabilir. Çünkü bu işlem sırasında kanayan yer daha rahat görülebilir ve kanama kontrolü amacıyla buraya daha kolaylıkla müdahale edilebilir.Azalmış kan akımı ve dolayısıyla azalmış oksijenlenmeye bağlı olarak gelişebilecek inmeler de bir diğer tehlikeli durum olarak klipsleme ya da yay uygulaması sırasında ortaya çıkabilir. Bu inmenin yaygınlığı ve dağılımı anevrizmanın yerine göre değişir.İşlemin ne kadar uzun süreceği, oluşabilecek riskler, işlemden ne kadar süre sonra normal hayata dönülebileceği gibi konular anevrizmanın yerine, kanamanın büyüklüğüne ve hastanın tıbbi durumuna bağlıdır. Dolayısıyla her bir kişinin durumu ayrı ayrı ele alınarak hekimiyle tartışılmalıdır.

İdiyopatik Skolyoz Nedir?

Skolyozun en sık görülen formudur ve kalıtsal bir nedeni olabileceği düşünülmektedir. En sık olarak genç kızlarda, ergenlik çağının hızlı büyüme döneminde ortaya çıkar. Muayene sırasında, bir omuzun diğerinden daha yukarıda olduğunun farkedilmesi durumunda skolyoz olabileceği düşünülebilir.

Her Skolyoz Mutlaka Tedavi Edilmesi Gerekir Mi?

Skolyoz açısı 30 dereceden az olan hastaların cerrahi tedavisine gerek yoktur, fakat 6 aylık aralarla izlenmesi gerekir.

Skolyozu Olan Hangi Hastalara Ameliyat Önerilir?

40 derece veya üzerindeki skolyozlarda ameliyat ile düzeltme gerekir

Her Skolyoz Hastasının Takip Ve Tedavisi Aynı Mıdır?

Hastalığın seyri ve tedavinin nasıl bir sonuç vereceği, eğriliğin yerine ve miktarına bağlıdır. Eğrilik ne kadar fazla ise, büyüme durduktan sonra eğriliğin artma şansı da o kadar çoktur.

Omurgadaki Eğriliğin Açısı Yani Cobb Açısı;?

0-20 derece arası fizik tedavi

20-40 Derece Arası Fizik Tedavi Ve Korseleme?

40 derece ve sonrası ameliyat önerilir.

Skolyoz Tedavi Edilmezse NelereYol Açabilir?

Tedavi edilmeyen aşırı skolyozlar, azalan akciğer kapasitesine bağlı olarak kalp ve akciğer problemlerine, sırt ağrılarına, fiziksel bozukluklara, omurganın dejeneratif artritine ve siyatik'e neden olabilirler.??Eğriliğin kendisinin veya uygulanan tedavi yöntemlerinin, duygusal problemlere veya kendine güvenin azalmasına neden olabilir.

Skolyoz Ameliyatı Nasıl Yapılır ?

Skolyoz ameliyatlarında eğriliğe katılan omurlara vida ve çubuklardan oluşan implantlar yerleştirerek eğriliği düzeltmek, düzeltilmiş bölgedeki omurların birbirleri ile kaynaşması (füzyon) sağlanır.Günümüzde standartlaşmış olan girişim sırttan yapılan düzeltme işlemidir. Her bir omura pedikül adı verilen küçük bir kemik bloğun ortasından geçerek gönderilen titanyumdan yapılmış vida ile gerekli tutunma noktaları oluşturulur.Bu vidaların sıhhatli olarak yerleştirilmesinde cerrahi tecrübenin önemi büyüktür. Çünkü bu küçük kemik bloğunun civarında,omurilik,sinirler ,damarlar ve iç organlar gibi önemli anatomik yapılar bulunmaktadır.

Skolyoz AmeliyatıNe Kadar Surer?

Skolyoz ameliyatları; 8-10 saat süren, kanamalı geçebilen, uzun süre hastaların yoğun bakımda kalmalarını gerektiren ağır ameliyatlar olarak bilinirdi.Oysa günümüzde ise gelişen teknoloji sayesinde ameliyat süresi 2-3 saate inmiş ve sonuçları oldukça yüzgüldürücü olmuştur.

Torakal Disk Hernisi Tanısı Nasıl Konulur?

Tanıda iyi bir muayene ve torakal MR görüntülenmesi önemlidir.

Torakal Disk Hernileri Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavide ağrı kesici ilaçlar ve fizik tedavi uygulamaları faydalıdır. İlerlemiş vakalarda ise cerrahi tedavi gerekebilir.